FATİHİN FERMANINDA DİN ÖZGÜRLÜĞÜ

Tarih : 03-02-2019

FATİHİN FERMANINDA DİN ÖZGÜRLÜĞÜ[1]


[1] Emrullah Fatiş, “Fatihin Fermanında Din Özgürlüğü”,  2. Uluslararası Sanat, Estetik Sempozyumu Tam Metin Kitabı, (19-21 Nisan 2018, Elazığ Turkey,  s.148-154.

  1. GİRİŞ

Bütün ilahi dinlerin kutsal şehri Kudüste, yüzyıllar boyu yaşanan barışta Fatih Sultan Mehmetin fermanının büyük etkisi vardır. İlk önce, fermanın sadeleşmiş şeklini verelim. 

Fatih’in Kudüs’teki Kutsal Yerlerle İlgili Sadeleştirilmiş Fermanı:

1) Bu fermanın gereği yerine getirile; her kim padişahın mutluluğa götüren fermanını uygulamadan kaldırırsa, Allah’ın la’netine uğrasın.

2) Allah’ın izni ve Hz. Peygamber’in manevi yardımı ile Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u feth edince, dünyanın farklı yörelerinden şahlar ve krallar, fethi kutlamak için elçiler gönderdiler. Bu arada Kudüs’te bulunan Rum Patriği Atna-siyos ismindeki rahib de, kendi isteğiyle huzuruma gelip, daha önce Hz. Peygamber’in mübarek eliyle imzalanmış emrini; Hz. Ömer’in Kûfî yazı türüyle yazılmış fermanını ve eski padişahların verdikleri fermanları bana göstererek Şu istekte bulundu:


 Hz. Peygamber’in (SAV), Hz. Ömer bin Hattab’ın  (Radiyallahu Te`âlâ anh) zamanındaki gibi  Kudüs-i Şerif’in içerisinde ve taşrasında kılınan namazların ve yapılan ziyaretlerin  eski padişahların ihsan buyurdukları fermanlar gereğince   kendi ibadetgahlarının da aynen kendi tasarruflarında kalmasını rica eyledi.

4)  Eski fermanlarda ihsan edildiği şekliyle, içeride yer alan Kamame Kilisesi ile bütün namazgâhları ve ziyaretgâhları; Gürci Manastırı olan Mar Ya’kub; Kudüs dışında yer alan manastırlar ve kiliseler; Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Beytüllahm’deki Büyük Kilise; mağara ve Kilisenin Kuzeyinde,  Kıblesinde ve Batısında yer alan üç kapının anahtarları ve Hıristiyanların tamamı, Kudüs-i Şerif Patrikleri, yamakları gümrük vergisi ve haraçtan, diğer örfî ve ve şer’î vergilerden, geleneksel yükümlülüklerden, eski padişahlar tarafından fermanla ihsan buyrulan hakların tamamının geri alınmasından muaf tutulması yönündeki taleplerden dolayı Ben de buyurdum ki, eskiden Hz. Peygamber’in (SAV), Hz. Ömer bin Hattab’ın  (Radiyallahu Te`âlâ anh) ve eski padişahların ihsan buyurdukları fermanlar gereğince, sığınılan yüce ve azametli makamım dahi eski fermanlarda ihsan buyrulan fermanı aynen kabul ettiğime dair işbu yüce fermanı yazmakla şeref duyarım.

5)  Tasarrufumda ve hükmüm altında bulunan bütün ülkeler, denizde ve karada kadılık görevini yürütenler, Kudüs-i Şerif Patriği ve ruhbanlarını ve adı geçenleri koruma, kollama ve muhafaza ile yükümlüdürler, kimseyi rahatsız eylemeyeler.

6) Eğer bundan sonra gelen halifelerden, vezirlerden, âlimlerden ve yönetim ve askerlik görevini yerine getirenlerden (ehl-i örf, seyfiye) kapu kullarından ve Muhammed’in diğer fertlerinden kim ki, Hz. Peygamber’in mübarek eliyle imzalı olan emrine, Hz. Ömer’in Kûfî hattı ile olan fermanına, diğer padişahların fermanlarına ve benim fermanıma, para veya hatır gönül için muhalefet ederse, Allah’ın ve Peygamberinin hışmına uğrasın.

7) Şöyle bileler, padişahın emrini taşıyan yazılı buyruğa güvenerek gereğini yerine getireler. 15 Şevval 862/1458 İstanbul”.

Fatih Sultân Mehmed, Kudüs’teki önemli mukaddes mekanları da teker teker saymaktadır. Bir de aslını verelim.

  1. Fermanın Aslına Uygun Çevirisi

“Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin Hatt-ı Hümayunları ile Sa-daka ve İhsan Buyurdukları Emr-i Alişandır

1) Mucebince amel oluna; her kim hatt-ı hümayun-ı sa’adet-makrunu fesh ederse, Allah’ın la’netine uğrasun.

2) Sebeb-i tahrir-i tevkî`-i refî`-i hümâyûn, vâcib’üt-tastîr-i yarliğ-i belîğ-i hümâyûn -Nassarahullahu Te`âlâ ilâ-i yub`asûn- oldur ki;

3) Bi iznillahi Te’âlâ Hazret-i Resûl hurmetiyle Makam-ı Kostantınıyye feth u fütûh oldukda etrâf ve eknâfdan şahlar ve krallar Âsitâne-i Sa`âdetime elçiler gelüb feth u fütûhı arz edüb bu kerre Kudüs-i Şerif’de olan Rumların Patriği Atnasiyos (?) nam râhib rızalarıyla gelüb Âsitâne-i Sa`âdetime yüz sürüb ve Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) mübarek eliyle ve pençesiyle imzalu olan hatt-ı hümâyûnları ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) verdüği Hatt-ı Kufi ile ve selâtîn-i mâziyeden hatt-ı hümâyûnları ibraz edüb ve ricâ eyledi. Ol minval üzere Kudüs-i Şerif içerüsün ve taşrasunda namazların ve ziyaretlerin kel-evvel Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan olunan hatt-ı hümâyûnları mûcebince zabt ve tasarruf eyleyeler.

4) İmdi kadimden ferman ve sadaka olunub bi aynihi içerüde olan Kamame ile cemî` namazgahları ve ziyaretleriyle ve Gürci Manastırı olan Mar Yakub ve Kudüs-i Şerif taşrasında olan manastırlar ve kiliseler ve Hazret-i İsa (Aleyhisselam) Hazretlerinin doğduğı Beytüllahm Kilisey-i Kübrâ ve Mağara ve Kilisede olan üç kapu miftahlarıyla şimal ve kıble ve garbî tarafından içinde olan cemî`-i millet-i Nasrâniyye Kudüs-i Şerif Patrikleri, yamakları bu vefk üzere eşyaları bâc ve harâcdan ve kakırlardan ve sâir tekâlif-i örfiyyeden kadîmden sadaka ve ihsan ve ferman olunan bi aynihî küllîsinden mu`âf ve müsellem olmak içün rica eyledükleri ecilden; imdi kadîmden Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Salla-lahu aleyhi ve sellem) ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan ve ferman olunan hatt-ı hümâyûnları mûcebince, cenâb-ı celâletim dahi sadaka ve ihsân ve fermân-ı âlî-şânım olmuşdur.

5) Tasarrufumda ve hükmümde olan memleketler eğer deryadan ve karadan hâkim`ül-vakt olanlar Kudüs-i Şerif Patriği ve ruhbanları mezbûrlara himâyet ve sıyânet ve âhardan kimesne rencide eylemeye-ler.

6) Ve eğer Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) sadaka ve ihsan olunan mübarek pençesiyle imzalu olan hattı ve Hazret-i Ömer Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) verdüği Kufi ile hattı ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan olunan hatt-ı hümâyûnları ve el-ân sadaka ve ihsan olun hatt-ı hümâyûn-ı sa`âdet-makrûnı ve fermân-ı âlî-şânı alub bundan sonra gelen halifeler ve vüzerây-ı izâmdan ve ulemâdan ve ehl-i örfden ve kapu kullardan ve sâir Ümmet-i Muhammed’den akçe içün veyahud hâtır içün feshine murâd ederler ise, Allah’ın ve Hazret-i Resûlün hışmına uğrasun.

7) Şöyle bileler, alâmet-i şerife i`timâd ve inkıyâd kılalar. Tahrîren fî evâsıt-ı Şehr-i Şevvâl’il-Mükerrem li seneti isneyn ve sittîn ve semâne-mi`ete. Sene 862 Bi Makam-ı Kostantınıyye” .

 

  1. Farklılıklara Saygının Çarpıcı Örnekleri

 

Farkılılıkları hoş görme kültürü Hz. Peygamber döneminde başlamıştır. Buna birkaç örnek verelim:

 

Hz. Peygamber, Necran heyetiyle yaptığı mübahele toplantısında onların inançlarına eleştiri yöneltme yerine mübahele yöntemini tercih etmiş, hatta farklı dine mensup olmalarına rağmen Hristiyanların Mescidi Nebevi’de kendi dinlerine özgü ibadet yapmalarına da saygı göstermiştir.[2] Hz. Muhammed, Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra, orada yaşayan insanların inançlarına saygı göstermiş, onların hangi inançta olduklarına bakmaksızın adaletle muamele yapma yolunu tercih etmiştir.  Medine anayasası bu gerçeğe tanıklık etmektedir.[3]

Hz. Ömer döneminde de farklılıklara saygı devam etmiştir. Hz. Ömer İlya (Kudüs) halkına verdiği emannamede 'onların canlarına, mallarına, kiliselerine, haçlarına, hasta ve diğer bireylerine dokunulmayacağını, kiliselerin meskene dönüştürülmeyeceğini, içerisindeki kutsal malzemelere el sürülmeyeceğini, kimsenin dini inançlarından dolayı dışlanmayacağını ve zorlanmayacağını' açıkça ilan etmiştir.[4] Çünkü Kur’an’a göre de  zorlama yoluyla iman oluşturulamayacağına vurgu yapılmaktadır. Bunu bir örnekle açıklayalım:

Kuran,  benden izin almadan başka bir tanrıya iman edemezsiniz diyen Firavun’u eleştirmektedir.   Kuran'a göre insanların iman etmeleri için baskı yapılamaz, baskı yoluyla oluşan iman da geçerli değildir.[5]

II Mahmud'un Osmanlı İmparatorluğu'nda asırlardan beri birlikte varlıklarını sürdüren farklı toplulukların "İttihâd-ı Anâsır" fikri bağlamında birarada yaşamalarına büyük önem verdiğini ve bu çerçevede;"Ben tebaamın Müslüman'ını camide, Hıristiyan'ını kilisede, Musevî'sini de havrada fark ederim. Aralarında başka günâ bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kavidir ve hepsi hakikî evladımdır” dediğini biliyoruz.[6]

II. Mahmud,  Müslim-Gayrimüslim ayırımı yapmaksızın Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde kendisini coşkuyla karşılayan her dinden Osmanlı yurttaşlarına şu konuşmayı yapmıştır:

 "Siz Rumlar, siz Ermeniler, siz Yahudiler hepiniz Müslümanlar gibi Allah'ın kulu ve benim tebaamsınız; Dinleriniz başka başkadır, fakat hepiniz kanunun ve irâde-i şahânemin himayesindesiniz. Size tarh edilen vergileri ödeyin; bunların kullanılacakları maksatlar sizin emniyetiniz ve sizin rahatınızdır" cümleleriyle hitap etmiş, tebaasından bir grubu diğerinden ayrıcalıklı tutmadığını açıkça vurgulamıştır.  Nitekim Şumnu'da II. Mahmud, o dönemin tabiriyle reâyâ denilen Gayrimüslim yurttaşlara bilhassa yakın ilgi göstermiş, kiliselerinin tamire ihtiyacı olup olmadığını da araştırmaktan geri durmamıştır.  Şüphesiz bu durumlar propagandaya yönelik uygulamalar değillerdi. II. Mahmud, hem bu defasında ve hem de daha evvel gerçekleştirdiği diğer yurtiçi gezileri sırasında, ziyaret ettiği yerlerin tamamında, tamire muhtaç camiler için yardımlarda bulunduğu gibi, bu cömertliğini kiliselerle ilgili olarak Gayrimüslim tebaasından da asla esirgememiştir. Halkla olan ilişkilerinde, hangi dinden olursa olsun, himaye ve adalet şemsiyesinin bütün vatandaşlarını altına alacak kadar geniş olduğunu, özellikle vurgulamıştır. "[7]

 

3. SONUÇ

 

Farkılılıkları hoş görme kültürü Hz. Peygamber döneminde başlamış, Hz. Ömer döneminde devam etmiş, nihayet Osmanlılar da bu kültürü devam ettirmiştir. Fatihin fermanında, II. Mahmud’un gayri Müslimlere gösterdiği uygulamalarda  ve bunun dışında daha nice örneklerde bu gerçeği görmek mümkündür. Ayrıca Fatihin fermanı, Hz. Peygamber’in, Hz. Ömer’in din özgürlüğüne verdiği önemi belgeleyen bir vesika niteliği taşımaktadır. Fatih’in de din özgürlüğüne saygı bağlamında Hz. Peygamber ve Hz. Ömer’den gelen geleneği sürdürmede israrlı olduğunu gördüğümüz gibi, bu israr Fatih’ten sonra da devam ettirilmiştir. Ne yazık ki bugün esefle karşıladığımız bir duruma göre, Kudüste gayri Müslimlerin Filistin halkının mescidlerini rahatça kullanma konusunda bile hoşgörüden uzak bir tavır sergilemeleri, Suriye’de, Kilis’te ibadetgahları bombalatmaları,  FETÖ, PKK/ PYD ve DEAŞ gibi terör örgütleri ve bunların uzantılarını maşa olarak kullanmaları, geçmişte kendilerine gösterilen hoşgörüyü çabuk unuttuklarını belgelemektedir.

Kısaca bu yaptıklarına ek olarak, İslamafobi bağlamında algı operasyonu yaparak müslümanları terörle özdeştirenler Kudüs Rum Patriği Atnasyos’un talebi üzerine Fatihin yazdığı fermandaki hoşgörüyü ve farklılıklara saygıyı tekrar gözden geçirmelidirler. Saygılanmla!..

 

KAYNAKLAR

Aldemir, Halil, “İhtilaf Çözümleme Yöntemi Olarak Mübâhele”, İnsan ve Toplum Dergisi, İstanbul 2011, s. 143.

Canan, Mehmet Zeki, İslam Tarihi, İstanbul: Yelken Matbaası .1977, I.

Ebû Ca'fer Muhammed b. Cerir, et-Taberi, Tarihü’r-Rusül ve'l-Mülûk,  Beyrut: Daru’t-Türas, İkinci baskı,1387, III.

Ed. Engelhardt, Türkiye ve Tanzimat, Çev. Ali Reşat, İstanbul, 1328.

Fatih Sultan Mehmet’in "Kocaeli Atatürk ve Redif Müzes’inde“ sergilenen fermanı 

Hamidullah, Muhammed,  İslam Peygamberi (çev. M. Yazgan), Beyan Yayınları, İstanbul 2004.

Kaynar, Reşat, Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat, Ankara, 1985.

Özcan, Abdülkadir, "II. Mahmud'un Memleket Gezileri", Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu'na Armağan, İstanbul, 1991.

Yar, Erkan, “Kur’an’ın İnsan Ö⁄ğretisi”, İslâmî İlimler Dergisi Kur’an Özel Sayısı: 2, Çorum Çağrı Eğitim Vakfi, Cilt 2, Yıl 2, SAYI 1, BAHAR 2007,  s., 32, 40.

Yazıcı, Nesimi, “Osmanlı Günlük Hayatından Seçilmiş Örnekleri Eşliğinde Farklılıklar Karşısında Hoşgörü Kültürümüz”, Birlikte Yaşama Kültürü Ve Hoşgörü, Ankara : Öncü Basımevi, 1.baskı. 2010., s.31.

 

[1] Emrullah Fatiş, “Fatihin Fermanında Din Özgürlüğü”,  2. Uluslararası Sanat, Estetik Sempozyumu Tam Metin Kitabı, (19-21 Nisan 2018, Elazığ Turkey,  s.148-154.

[2] Halil Aldemir, “İhtilaf Çözümleme Yöntemi Olarak Mübâhele”, İnsan ve Toplum Dergisi, İstanbul 2011, s. 143; Hamidullah, Muhammed,  İslam Peygamberi (çev. M. Yazgan, Beyan Yayınları, İstanbul 2004, s.516.

[3]     Mehmet Zeki Canan,  İslam Tarihi, Yelken Matbaası, İstanbul 1977, c.I, ss. 230-237; Nisa, 4/58, 59.

[4] Ebû Ca'fer Muhammed b. Cerir, et-Taberi, Tarihü’r-Rusül ve'l-Mülûk, nşr Daru’t-Türas, İkinci baskı,  Beyrut 1387, III,  609.

[5]Erkan Yar, “Kur’an’ın İnsan Ö⁄ğretisi”, İslâmî İlimler Dergisi Kur’an Özel Sayısı: 2, Çorum Çağrı Eğitim Vakfi, Cilt 2, Yıl 2, SAYI 1, BAHAR 2007,  s., 32, 40; Naziat, 79/24; A’raf, 7/123.

[6] Nesimi Yazıcı, “Osmanlı Günlük Hayatından Seçilmiş Örnekleri Eşliğinde Farklılıklar Karşısında Hoşgörü Kültürümüz”, Birlikte Yaşama Kültürü Ve Hoşgörü, : Öncü Basımevi, 1.baskı, Ankara 2010., s.31;  Reşat Kaynar, Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat, Ankara, 1985, s. 100; Krş. Ed. Engelhardt, Türkiye ve Tanzimat, Çev. Ali Reşat, İstanbul, 1328, s. 37.

[7] Nesimi Yazıcı, “Osmanlı Günlük Hayatından Seçilmiş Örnekleri Eşliğinde Farklılıklar Karşısında Hoşgörü Kültürümüz”, Birlikte Yaşama Kültürü Ve Hoşgörü, : Öncü Basımevi, 1.baskı, Ankara 2010., s.33;      Abdülkadir Özcan, "II. Mahmud'un Memleket Gezileri", Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu'na Armağan, İstanbul, 1991, s. 361-379.