KUR’AN’DA VE HADİSLERDE BELİRTİLEN KIYAMET ALÂMETLERİNE MUKAYESELİ BİR YAKLAŞIM

Tarih : 03-02-2019

KUR’AN’DA VE HADİSLERDE BELİRTİLEN KIYAMET ALÂMETLERİNE MUKAYESELİ BİR YAKLAŞIM

SONUÇ[1]

Hadislerde yer alan kıyametin on büyük alâmeti ile Kur’an’da yer alan kozmolojik ağırlıklı kıyamet anlatımı arasında çelişkiler bulunmaktadır. Kur’an’ın verilerine göre, kıyamet ansızın gelecek, bunun neticesi olarak hava, kara ve deniz felaketleri başlayacaktır. Bu felaketler arasında canlıların yaşama şansı yoktur. Kıyametin ölüm saçan korkunç sahneleri arasına, yıllarca yaşayacağı iddia edilen, kıyamete alâmet teşkil eden canlıları sıkıştırmak akıl sınırını zorlamaktadır. Çünkü sekiz ayette kıyamet ansızın gelecek denmesine rağmen, bazı kişilerin kıyamet alâmeti olarak gelmesi bu ayetlerin iptalini gerektirecek bir iddiadır. Bu kişilerin adına ister Mehdi diyelim, ister Deccal diyelim, İster Hz. İsa diyelim, ister Ye’cûc ve Me’cûc diyelim bunlarla ilgili anlatılar büyük kıyametin ansızın geleceği yönündeki vahye ters düşmektedir. Ayrıca ilgili anlatılar:

1-Mitolojilerden beslenerek gelmiştir,

2-Kenidi içerisinde çelişkilerle doludur,

3-Uydurma ya da ahad rivayetlerdir,

4-Ahad rivayetler iman alanında delil olamaz,

5-Gelecekle ilgili gaybi konular kapsamında olup bilinmesi vahyi gerektirmekredir,

6-Kur’an vahyine uymamaktadır, gelecekle ilgili tebliği zorunlu vahiyler Kur’an kayıtlarına girmiştir.

7-Bu anlatılara Kur’an’da rastlanamamaktadır.

Âlemin bütününü ifade eden bir delalete sahip olan kozmolojik kıyamet, ansızın gelecektir. Onun ne zaman kopacağı peygamberlere bile bildirilmemiştir.

Kur’an’da geçen Dabbetü’l-arz âlemin bütününü ilgilendiren kozmolojik kıyamete alâmet olamaz. Kur’an’daki Dabbetü’l-arz, insanların dine karşı duyarsızlaşmaları sebebiyle maruz kaldıkları bir bela sırasında çıkarak, onları sert yöntemlerle uyaran bir kişi olarak değerlendirilebileceği gibi, kıyamette uzuvların dile gelerek kişilerin yaptıklarına şahitlik etmesi anlamına da yorumlanabilir. Bu kavram her iki ihtimalde de kozmolojik kıyamet alâmeti olarak adlandırılamaz.

Ay’ın yarılması kozmolojik kıyametle başlayacak bir alâmettir. Bu alâmet de evrenin bütünündeki bozulmanın bir parçasıdır. Evrende böyle bir bozulma olmadığına göre, Hz. Peygamber döneminde Ay’ın yarıldığı yönündeki anlatılar kıyamet alâmeti olarak yorumlanamaz.

Ay’ın Hz. Muhammed döneminde yarıldığı yönünde ahad rivayetler varsa da bu rivayetler, Kur’an’ın diğer bazı ayetlerini iptal edecek düzeyde hatalar içermektedir. Çünkü müşrikler, Hz. Peygamber’den Ay’ın yarılmasına denk düşecek başka mucizeler istemişler, Kur’an bu teklifleri reddetmiştir. Bu durum da Ay’ın  Hz. Muhammed döneminde yarılmasına ilişkin ahad rivayetleri boşa çıkarmaktadır. Müfessir M. Mahmud Hicazi’nin Ay’ın yarılması iddiasını inkâr eden kişinin küfre girmeyeceği şeklindeki kanaati doğru bir tespittir.

“O, kıyametin ilmî delillerini ihtiva etmektedir” ayetinden hareketle  Hz. İsa’nın kozmolojik kıyamet alâmeti olduğu yönünde bir yoruma gitmek Kur’an’ın bütünlüğüne ters düşmektedir. Çünkü bu ayette kıyamete dair kesin kanıtların Kur’an’da yer aldığından söz edilmekte ve onun hakkında şüpheye düşmenin yanlışlığı vurgulanmakta, ayetin sonundaki “bana uyun” ifadesiyle de Kur’an’a uyulması istenmektedir. Bu durum da ayetteki “o” zamirini Kur’an olarak yorumlayan müfessirlerin görüşünün daha tutarlı olduğunu göstermektedir. Ayetteki “o” zamirini Hz. İsa’ya göndersek bile, Hz. Âdem’in yaratılışının yeniden dirilmeye örnek teşkil ettiği gibi, Hz. İsa’nın yaratılışı da yeniden dirilmeye örnek teşkil edebilir. Yine ayetin başındaki zamirin Hz. Muhammed’e gönderilmesi de, Hz. İsa’ya gönderilmesi de şahısların kozmolojik kıyâmete alâmet teşkil edeceği yorumuna izin vermez.

Kur’an kıyamet alâmetlerini iki kategoride ele alır. Bunlardan birincisi sosyolojik ve ahlâkî kıyamet alâmetleri diğeri de kozmolojik kıyamet alâmetleridir. Günah batağına girmiş toplumların çöküşünü vurgulayan ayetler sosyolojik ve ahlâki kıyametlere örnek teşkil eder. Bunu destekleyen hadisler de vardır.

Kur’an’da iki ayrı surede geçen Ye'cûc ve Mecûc kavramına, fizik ve biyoloji alanındaki kapalı perdeler aralanarak ferdin, toplumun, ulusun büyük olaylar ve keşiflerle karşı karşıya gelecekleri şeklinde anlam yüklemek mümkündür. Bu keşiflerin, kötüye kullanılması, toplumların helakına yol açabilir. Toplumların bu yolla helaklerini de kozmolojik değil ahlâkî kıyametler olarak adlandırabiliriz. Çünkü tek bir kıyamet yok, kıyametler vardır. Ye'cûc ve Mecûc’un Mesih’le ilişkilendirilmesi yabancı kültürlere dayalı batıl bir inanç olup Kur’an’dan destek alması mümkün değildir. Küçülen ve daralan dünyada, setin arkasına hapsedilmiş kişilerin, seti yıkarak dünyaya yayılmaları şeklinde yorumlanması ikna edici gözükmemektedir.

Kıyametin alâmetinin belirdiğinden bahseden ayet (Muhammed, 47/18), büyük kıyametle ilgili alâmet değil, gün geçtikçe müşriklerin Hz. Muhammed’in zaferleri karşısında başarısızlığa uğrayacağı ve hâkimiyetlerini kaybedecekleri anlamına sosyolojik bir alâmettir. Kozmolojik alâmet olamaz çünkü büyük kıyamet alâmetini gördükten sonra iman etmeye kalkışan kişilerin imanları bile geçersiz olacaktır.

Dumanın kıyamet alâmeti olmasına gelince, her ne kadar dumanın kozmolojik alâmet olma ihtimali varsa da Kur’an’daki duman ayetinin Bedir Savaşı’nda müşriklerin daha önce Müslümanlara ettiklerinin cezası olarak karşılaşacakları sıkıntıyı ve çöküşü dile getiren bir ayet olup, sosyolojik kıyamet alâmeti olarak değerlendirilebilir. Duman rivayetinin geçtiği on alamet arasında Kur’an’ın kozmolojik kıyâmet tasvirlerine aykırı alâmetlerin de bulunması rivayet üzerinde kuşku uyandırmaktadır.

Kur’an’a göre kıyamet ölüm suruyla ansızın başlayacak, evrenin mevcut düzeni bozulacak, bu bozulma hava, deniz ve kara, kısaca evrenin tamamını etkileyecek düzeyde gerçekleşecektir. Ay, yıldızlar, Güneş, gezegenler kıyametin etki alanından kurtulamayacaklardır. Kısaca kozmolojik kıyametin başlaması sırasında gerçekleşecek hava, deniz ve kara felaketlerini birer kozmolojik kıyamet alâmeti olarak değerlendirebiliriz.

Dikkat edilirse Kur’an’ın verilerine göre, kozmolojik kıyamet alâmetleri tamamen ölüm ve yıkım içeriklidir. Kıyametle ilgili mitolojik unsurlar Kur’an’da yer almamaktadır. Bu durum da göstermektedir ki, mitolojik unsurlar içeren hadislerin, ravinin kendi sözü olması ihtimali güçlüdür.

Hz. İsa’nın gökten ineceği yönünde de Kur’an’da bir kıyamet alâmeti yoktur. Hz. İsa’nın zamanındaki Yahudilerden ona iman etmemiş olanlar, tam ölecekleri sırada hakikat kendilerine malum olacak ve ruhlarını teslim etmeden önce Hz. İsa’nın peygamber olduğuna inanacaklardır. Kur’an’daki bu anlatım tarzı, Hz. İsa gökten ininceye kadar, ona inanmamış Yahudiler yaşayacaklar, o inince ona inanacaklar ve sonra ölecekler şeklinde çarpıtılmış bir yorumla da ilişkilendirilemez. Ayrıca Hz. İsa, diğer peygamberler gibi ölmüştür. Ölmüş kişi hakkında bu tür çarpık yorumlar yapmak uygun değildir.

Hadislere göre kıyametin büyük alâmetlerinden ilkinin hangisi olduğunda çelişkili rivayetler vardır. Bu hadisler ahad rivayetlerdir. Ahat rivayetin yalan olma ihtimali de bulunduğundan itikadi delil olamaz. Hadislerde ateş, Güneş, yer çökmesi, Mehdi ilk alâmetler olarak verilir. Bunlardan üçü kozmolojik alâmet olmasına rağmen, Mehdi’nin de bunlar arasında yer alması akli çelişkileri de beraberinde getirmektedir.

Rivayetlere göre, çıkışı imanın kabulünü engelleyen kıyamet alâmetleri arasında Deccal’in yer alması, Deccal’in Güneş batıdan doğduktan sonra çıkması, Deccal yalanının boyutunu ele vermektedir. Çünkü Güneş’in batıdan doğması, hava, deniz ve karadaki korkunç patlamalar, anlık gelişen kıyamet işaretleri arasında olup Deccal’in yaşamasına fırsat bırakmayacağı gibi onunla ilişkilendirilen Mehdi ve Mesih’in yaşamasına da fırsat bırakmaz.

Hz. Muhammed’in gelecek bilgisi Kur’an’la sınırlı olduğundan o, kıyamet ve işaretleri hakkında Kur’an’ın açık naslarına bağlı olarak konuştuğundan, hadislerdeki kıyamet işaretlerine tek başına güvenilemez. Güvenilebilmesi için, Kur’an’dan destek alması gerekir.

Hz. Peygamber’e hayatının hiçbir aşamasında, kıyametin ne zaman kopacağı yönünde vahiy gelmemiştir. İnanç esasları içerisinde yer alan gaybla ilgili haberlerin tek kaynağı Kur’an’dır. Onun dışında hiçbir kaynakta gaybla ilgili haber bulunamaz. Hz. Peygamber’in ölümü yaklaştığında ona kıyametin vakti bildirilmiştir iddiaları asılsızdır.

Uydurma hadislerde kıyametin kaç yıl sonra kopacağı yönünde tarih bildirilmiştir. Kur’an uyumlu hadislerde göre ise, herkes kendi işini yaparken kıyamet ansızın kopacak, işler yarıda kesilecek ve lokmasını ağzına götürmek üzere olan bir kişinin üzerine kıyamet koparsa, o lokmasını bile ağzına götüremeyecektir.

Hadislerde ansızın gelecek olan kozmolojik bozulmalarla büyük kıyametin kopacağı anlatıldığı gibi, toplumun dini ve ahlâkî bozulmaları da ahlâki veya sosyolojik kıyametlere yol açabilir. Çünkü yalanın, rüşvetin ahlâksızlığın etkisine giren toplumlar tarih sahnesinden silinebilirler. Bu da onların çöküşünü ifade eden kıyamet olabilir. Hadislerde yer alan kozmolojik kıyamet  alâmetlerinin gerçekle bağlantılı olup olmadığını da şöyle ifade edebiliriz:

1-Güneş’in battığı yerden doğması  küresel bozulmalarla ilgili olmasına rağmen evrenin bütününü ilgilendiren bozulmalardan bir parça olarak verilmemekte hatta bu olaydan sonra bazı canlıların alâmet olarak çıkacağına yer verilmektedir.

2-Üç yer çöküntüsü gibi yöresel rivayetler Kur’an’da yer almamaktadır. Kozmolojik kıyamet evrenin bütününü kapsayacaktır. Neden üç yer çöküntüsü, izahı güç bir ifadedir.

3-Hadislerde kıyamet alâmeti olarak verilen dumanla, Kur’an’daki dumanı eşleştirmek mümkün gözükmemektedir. Çünkü Kur’an’daki duman, Bedir savaşını kaybeden müşriklerin, çeşitli sıkıntılar yaşayacaklarına, açlıktan gökyüzünü duman kaplamış gibi göreceklerine ve onların sosyal çöküşlerine işaret etmektedir. Bu yönüyle Kur’an’daki duman sosyolojik alâmet olmasına rağmen hadislerdeki duman kozmolojik alâmetler başlığı altında verilmektedir. Ayrıca Güneş rivayetinde olduğu gibi bu rivayetten sonra da bazı canlıların alâmet olarak çıkacağına yer verilmesi kozmolojik kıyamete aykırı olduğu için bu rivayet de kuşkulu bir boyut kazanmaktadır.

4-Hadislerde Yemen’den çıkacak olan bir ateşin insanları mahşer yerine sürükleyeceği rivayeti, kıyametin korkunç patlamaları arasında insanların hemen öleceğini bildiren ayetlerle çelişki oluşturmaktadır. Mahşer yerine sürülme, ikinci dirilişten sonra gerçekleşecek bir durumdur. Kısaca ilgili hadis Kur’an’la uyuşmamaktadır.

5- Dabbetü’l-arz hadislerindeki çelişkili anlatımlardan dolayı onu müstakil delil olarak alamayız. Kur’an’ın verileriyle uzlaştırarak onun insan olabileceğini söylemenin mümkün olduğu gibi, ikinci dirilişten sonra mahşerde insan uzuvlarının dile gelerek dünyada işlediği kötü fiillerini anlatacağı şeklinde yoruma gidilebilir. Bu durumda Dabbetü’l-arz ahiret halleriyle ilgili olabilir, kıyamet alâmeti olamaz.

6-Kıyamete yakın bir süreye kadar bir seddin arkasında saklı Ye’cuc ve Me’cûc denilen kişilerin, zamanı gelince setti aşacakları yönündeki rivayetler, Kur’an’ın verileriyle uyuşmamaktadır. Çünkü gelecek bilgisi içeren gaybî haberlerin Kur’an’da yer alması gerekmesine rağmen, böyle bir haberin onda yer almaması, ilgili hadisler üzerinde ciddi kuşkular uyandırmaktadır. Kur’an’a göre ise Ye’cuc ve Me’cûc sosyolojik kıyamet alâmeti olarak değerlendirilebilir.

7-Kur’an’da Mehdi kavramı ve Mehdi’nin kıyamet işareti olduğu hakkında bilgi yoktur. Hadislerde doğumları, yaşları, ölümleri, yaşayış yerleri, soy ve sopları farklı farklı Mehdi tiplemeleri yer almaktadır. Mitolojilerde de benzer farklılıklar dikkat çekmektedir. Kaynağı mitolojik unsurlara dayanan Mehdi’nin çıkmasını, kozmolojik kıyamet alâmeti olarak değerlendirmek oldukça zordur.

İnsanlara rehberlik yapan, doğru yolu gösteren kişi anlamına gelen, Hz. Peygamber’in de zaman zaman cümlede kullandığı Mehdi’nin ise kıyamet Mehdi’siyle alâkası yoktur. Bu anlamda dört halifeye de Mehdi denildiği gibi, Hz. Peygamber için de Mehdi denmiştir. Mehdi burada rehberlik yapan, doğru yolu gösteren anlamında kullanılmıştır. Kısaca içi hurafelerle doldurulmuş Mehdi rivayetlerinin kıyamet alâmetleriyle ilişkilendirilmesi doğru değildir. Bu sebeple de Mehdi’nin kıyamet işareti oluşunu kabul etmeyen kişi, temel itikadi alandaki bir esası inkâr etmiş sayılmayacağından küfürle suçlanamaz.

Kur’an’da Mesih, Hz. İsa’nın yüceliğini vurgulayan şeref unvanıdır. Kıyamet hadislerinde belirtilen  kozmolojik kıyamet alâmetleriyle ilgisi yoktur. Kıyamet ansızın gelecek ve canlıların hepsini öldürecektir. Böyle bir ölüm sahnesi arasında Mesih’in gelip yaşama fırsatı bulmasına imkân yoktur. Mesih inancı İslam öncesi kültürlerde görülen, farklı farklı din ve kültürlerin kendi içindeki yapısıyla yeniden şekillenen, bu yüzden de birbirleriyle çelişen içinden çıkılmaz anlatılardır. Kur’an ayetleri, bu anlatıların doğruluğuna izin vermemektedir.

Hadislerde kıyamet işareti olarak verilen Deccal rivayetlerinin Kur’an’dan destek alması mümkün değildir. Deccal rivayetleri, Mesih inancında olduğu gibi, çeşitli mitolojilerin etkisiyle her dinin kendi içinde geliştirdiği, aslı esası olmayan ve çelişkilerle dolu rivayetlerdir.

Kıyamet işaretleriyle ilişkilendirilen Mehdi, Mesih, Deccal inançları gelecekle ilgili içerik taşıdığından, bilinmesi vahye bağlıdır. Kur’an’da bu alanda vahiy olmadığına, hatta ilgili rivayetlerin çelişkilerle dolu içinden çıkılmaz boyutlara büründüğüne göre, bu tür mitolojik inançların kozmolojik kıyamet alâmetleriyle bağlantısı yoktur, inkârı da küfrü gerektirmez.

Kur’an’daki kozmolojik kıyamet tasvirleri evrenin mevcut düzeninin bozulması üzerine kurulmuş olup kesinlikle mitolojik usluba sahip değildir. Hadislerde geçen mitolojik anlatılar ravilerin kendi bilinçleriyle ilgilidir. Öte yandan Kur’an’da geçen Dâbbetü'l-arz, Ye'cûc-Me'cûc, Duhan gibi kavramlar bireysel ve toplumsal olaylara işaret eden birer metaforik ifadelerdir

 

[1] Emrullah Fatiş, Kur’an’da Ve Hadislerde Belirtilen Kıyamet Alâmetlerine Mukayeseli Bir Yaklaşım, Ravza Yayıncılık,  İstanbul 2014, s.166-177