ATEİSTİK PROBLEMLER VE TEOLOJİK ÇÖZÜMLER

ATEİSTİK PROBLEMLER VE TEOLOJİK ÇÖZÜMLER[1]

 

[1] Emrullah Fatiş, Ateistik Problemler Ve Teolojik Çözümler, Ravza Yayıncılık ve Matbaacılık, 2. Baskı, İstanbul 2016, s.155-164.

Allah inancı ilahi dinlerin hepsinin önem verdiği temel inanç esasıdır. Dinler  bu inanç esası üzerine kurulurlar. Allah inancı olmadan gerçek bir dinden söz edilemez. Bu yüzden ilahi dinler tevhit inancından sapmış insanları tekrar kazanmak için yüzlerce argümanlar sergileyerek onları kurtarmayı amaç edinmiştir. Allah inancı üzerindeki problemler ilk çağdan beri insanların kafasını işgal etmiştir. Bu işgalde bazı filozofların rolü bulunduğu gibi, batıl din ve felsefelerin de rolü vardır. Bu felsefelerden biri de insanların doğuştan inançsız yaratıldığı yönündeki anlatılardır. Mutlak ateizmin temelini oluşturan bu anlatılarla mücadeleyi İslâm’ın Yüce Kitabı Kur’an başlatmıştır. Kur’an’a göre, insanlar doğuştan Allah’ı anlamaya meyilli yaratılmıştır. İnsanın yaratılışındaki bu özellik, akıl kullanma, düşünme ve tefekkür yoluyla aktifleşir. Kur’an, bu özelliklerini aktifleştirmeyen insanları hayvanlardan farksız olarak değerlendirir.

Allah’ı, peygamberleri, ahireti inkâr eden akımlardan biri de teorik ateizm yanlılarıdır. Bu akımın taraftarlarından bazıları, Allah’ı inkâra götüren argümanlar geliştirerek dinlere karşı saldırı düzenlerler. Bazıları da Allah’ın varlığı yönünde geliştirilmiş delilleri çürütme yoluna giderek din saldırısına geçerler. Her iki grup da Allah’ı inkâr noktasında birleşmektedirler. Kur’an bunlara evrenin boşuna ve amaçsız yaratılmadığı teziyle cevap verir. Yüce Allah’ın yarattığı sınırsız nimetlerle bezenmiş evrenin bir oyuncak gibi algılanması ciddi bir yanılgıdır. Ateistlerin böyle bir yanılgıya düşmesi ilmi seviyelerinin düşük olmasından kaynaklanmaktadır. Kur’an ilmi seviyesi yüksek kişilerin ateizm çıkmazından kurtulabileceklerini duyurmakta ve onlara akıllarını kullanmalarını önermektedir. Akıllarını kullanarak eski batıl inançlarını terk eden bazı ateistlerin varlığı Kur’an’ın önerilerine uymanın doğru bir yol olduğunu göstermektedir. Kur’an bu önerilere uymayanları, körler, sağırlar ve dilsizler olarak nitelemektedir.

Allah’ı, peygamberleri, ahiret gününü inkâr eden akımlardan bazıları, dine dayalı hiçbir kural kabul etmezler, bu yüzden de dinden uzak kalmayı tercih ederler. Kendilerine sataşma olmadıkça da dinsel alanda tartışmalardan kaçarlar. Pratik ateistler adını verebileceğimiz bu akım, aslında bazı ilk çağ Yunan filozoflarının etkisi altındadır. Bu filozoflar dinin insanlara eziyet eden öğretiler içerdiği gerekçesiyle dinden kaçmayı önermektedir. Günahlardan kurtulmak için bazı din ve mitolojilerde insan yakma ve öldürme geleneği bile vardır. Bu tür gelenekler ateizmin gelişmesinde etkili rol oynamıştır. Günümüz Kutsal Kitap’ının Yeni Ahit bölümünde çarmıha germe, Eski Ahit bölümünde insan yakma örnekleri hâlâ varlığını korumaktadır. Bütün bu kötü örnekler bazı insanları Kutsal Kitap eleştirilerine, hatta ateizme yönlendirmiştir. Ateizmin güdümüne giren insanlar artık Allah, kitap tanımaz olmuşlar, bu insanları Kur’an ilginç ifadelerle uyarmakta, onun uyarılarına kulak vermeyenleri de işitme yeteneğini kaybetmiş ölülere benzetmektedir. Kısaca insanları dine karşı duyarsızlaştıran eski batıl inanç ve geleneklerdir. Kurtuluş bu geleneklerden uzaklaşarak Kur’an’a yönelmekle mümkündür.

Bazı ateistler, deney ve gözlemin dışında kalan alan belirsiz alandır. Bu alan üzerinde ne desek boşunadır. Tanrı kavramı da bu alana girdiğinden tanrı hakkında olumlu yâda olumsuz konuşmak bizi bir neticeye ulaştırmaz. En iyisi bu alana girmeyelim susalım. İlgisizlerin ateizmi olarak adlandırdığımız bu görüşler tanrıdan kaçışın diğer bir versiyonudur. Pratik ateistler din kurallarının insanlara işkence ettiği gerekçesiyle dinden kaçışı tercih ettikleri gibi, ilgisiz ateistlerde tanrıyı deney dışı alana iterek ondan kaçışı tercih etmektedirler. İşte bu noktada iyi düşünmek gerekir. Tanrıdan neden kaçılmaktadır. Geçmişte tanrı adına yapılan batıl uygulamalardan insanlar öyle işkence görmüşler ki bu işkenceler onları dinden soğutmuş, tanrıdan uzaklaştırmış, tanrıdan uzaklaşmak için çeşitli bahaneler uydurma arayışına sevk etmiştir. İslâm dini insanları bu tür arayışlardan uzaklaştırmak için acıyan ve esirgeyen Allah tanımını getirmiş ve bu tanımı besmele yapmış her işin başında söylenmesini elzem bir görev saymıştır.

Tanrıyı problem yapan akımlardan agnostikler de ilgisiz ateistler gibi çeşitli bahanelerin arkasına sığınarak tanrı ile ilgili hiçbir kural tanımama ve ondan kaçma yöntemi izlemektedirler.  Bu yönüyle agnostiklerin de batıl dinlerin ve mitolojilerin sıkıntılı yaptırımlarından kurtulmak için tanrısal olandan kaçış politikası izlediklerini söylemek mümkündür.

Ateist akımlardan en tehlikelisi ideolojik ateizm adıyla da anılan materyalizmdir. Bu akım yanlıları Allah’ı, peygamberleri, ahireti inkâr etmelerine ek olarak insanları dinden uzaklaştırma arzularını okullara kadar taşımaktadırlar. Bu akımın mensupları da evrenin ezeli ve ebedi olduğu görüşünü temel alarak evreni Allah konumuna taşımaktadırlar. Ateistlerin bu görüşü, ahlâki ve kozmolojik açıdan tanrının varlığını ispatlayan delillere aykırı gözükmektedir. Yine evren üzerinde araştırma ve inceleme yapan bilim adamlarından ateist felsefeyi benimseyenlerin, ateizmi terk ederek evrenin yaratıcısının varlığını kabule yönelmeleri, bu felsefenin iyi düşünüldüğünde batıllığının anlaşılabilecek düzeyde olduğunu göstermektedir. Bu yüzden Kur’an, yeryüzü, tohum, su, ateş örneklerini vererek söyleyin bunları kim yaptı vurgusuyla inkârcıları akıl kullanmaya zorlamaktadır. Çünkü Kur’an, evrendeki harika düzenin birini veya birkaçını anlayabilenlerin ateizmden kurtulabileceğine işaret etmektedir.

İlk çağdan beri süregelen iddialar arasında gerçeğin bilgisine şüphe ile bakan akımların varlığı dikkat çekmektedir. Nihilistlerde de bu akımların etkisi görülmektedir. Onlar, şüpheci İlk Çağ Yunan filozoflarının bazı görüşleriyle sûfestâilerin görüşlerinin etkisinde kalarak tanrı ve din adına söylenmiş hiçbir veriye güvenmemekte, bunları hiçe saymayı ilke edinerek istediğini yapmada hiçbir sakınca görmemektedirler. Bu yönüyle Nihilistler de ateisttir.  Bunların da temel görüşleri şüpheler üzerine kurulmuştur. Kur’an şüphe üzerine kurulu anlatıların ilim ifade etmeyeceğini söyleyerek şüpheci akımlara cevap vermektedir.

Deney ve tecrübe alanının dışında kalan bütün tanrısal alanla ilgili bilgilere şüphe ile bakan, onları mitolaji olarak değerlendiren akımlardan biri de pozitivizmdir. Pozitivistler kesin bilgi kaynağını bire indirerek tanrısal alan bilgisini inkâr ettiklerinden ateist olarak değerlendirilebilir. Kur’an deney ve tecrübeyi bilgi kaynağı saydığı gibi, geçerli delil toplayıp onlar üzerinde akıl yürüterek elde edilen bilgileri de kesin bilgi saymaktadır. Tanrısal alanda da bu yolla kesin bilgiye ulaşılabilir. Bu duruma göre pozitivistlerin tanrısal alanla ilgili iddiaları da şüpheci akımların görüş alanına dahil edilebilir.

Satanistler de pozitivistleri aratmayacak düzeyde, din adına, tanrı adına, ahlâk adına her ne söylenmişse hepsini insan ürünü olarak kabul etmekte ve bunlara karşı çıkmaktadırlar. Bu yönüyle satanistler de ateisttir. Bunların öncülerinin aslen bir kilise papazı olduğunu da dikkate alacak olursak, birçok ateist felsefede görüldüğü gibi Satanistler arasında da Kutsal Kitap’ın bazı bölümlerinde yer alan müşküllere ve şüpheli anlatılara reaksiyon gözden ırak tutulmamalıdır. Ayrıca bu tür örgütlerin kötü niyetli kişiler tarafından toplumların geleceğini tehdit eden yapılanmalarda kullanılabileceği de unutulmamalıdır.

Rönesans animizmi ve Panteizm gibi akımlar da tanrının evrenin dışında olmadığını, evrenle birleşmiş olabileceğini kabul ederek evrenin ezeliliğini savunan diğer ateist akımlara kapı açmışlardır. Panteistler, gören, işiten, karar veren, yardım eden tanrı anlayışlarını bu yolla etkisiz hale getirmişlerdir.

Ateistler eski dinlere ve mitolojilere reaksiyon olarak tanrısızlığa yöneldikleri gibi bazen de kafalarında çizdikleri mini bir tanrı tiplemesini esas alıp bu tiplemeye uygun tanrı olursa inanırım, böyle olmazsa hiçbir tanrıyı kabul etmem tezini savunmuşlardır. Kötülük problemine dayalı tanrı inkârı da bu teze dayanmaktadır. Bu probleme göre, iyiliği yaratma özelliği taşıyan bir tanrıya kötülüğü de yaratma özelliği yüklemek, iyiliği yaratan tanrıya da yok demeyi gerektirir. Bu görüş saçma olmakla birlikte, bu görüşün arka plânına gittiğimizde bir takım sonuçlara da ulaşmamız mümkündür. İlkel dinlerde tanrı adına birçok acılar çektirilmiştir. Bu acılar arasında insanları dünyada canlı canlı yakma geleneği bile vardır. Bu geleneklere reaksiyon olarak  benim aradığım tanrıda kötülük olmamalıdır tezi taraftar bulmuş olabilir.

Bazı ateistlerin batıl dinlerdeki bazı iman tanımındaki tutarsızlıklardan hareketle tanrıyı inkâra kalkışmaları da geçerli bir delil olamaz. Çünkü asılsız delilden sağlam sonuç çıkartılamaz. Ateistlerin bu tür çıkmazlardan kurtulabilmeleri için İslâm’ın tahkiki iman tanımını esas almaları gerekir.

Ateistlerin ileri sürdüğü bütün bu problemlerin çözümü batıl dinlerin savunduğu batıl tanrı anlayışlarını bir kenara bırakarak Allah evren ve insan üçlüsünü akli veriler ışığında yeniden incelemekle mümkündür. Bunu başarmak için başta insan kendisini incelemeli, bu inceleme sonucunda Yüce Allah’ın kendisine sayısız özellikler verdiğini anlayacaktır. İnsan kendisini tanıdığı oranda Allah’a yaklaşacaktır. Çevrenin ve batıl dinlerin etkisiyle kirlenmemiş insan fıtratında yaratıcının varlığını kabul meyli vardır. Kur’an’a göre insan, kendisini ve içinde bulunduğu âlemi inceleyerek yaratıcının varlığına kanaat getirebilir. Çünkü her eserin bir müessiri vardır, evreni ve içindekileri müessirsiz saymak hem akli verilere hem de ilahi mesajlara aykırıdır.

Evrenin düzeni ve içindeki nimetlerin insanın çıkarına yönelik içerikler taşıması, evrenin ve evrendeki nimetlerin kendiliğinden oluşma imkânının bulunmaması, yaratıcı fikrine peygamberlerin ve onlara verilen mucizelerin de destek vermesi, ateistik iddiaları boşa çıkarmaktadır. Ayrıca ateistlerin evrene ezeliyet vasfı vermelerinin onu cansız tanrı yerine koyma anlamına geleceğini, diğer bir ifadeyle onu putlaştıracağını ifade eder. Kur’an’a göre putların bir sineğin kopardığını tekrar geri alacak düzeyde güçleri yoktur. Onlar acizdir, acizden de tanrı olamaz.

Evren ezeli değildir, onun yaratıcısı vardır. Evrenin ezeliliği konusunu savunanlar, kendi aralarında görüş birliğine varamamışlar, konuyu  birbirini tutmayan şüpheli anlatılar yumağına dönüştürmüşlerdir. Bunlardan kimisi evren ezelidir, tanrısı yoktur demiş, kimisi hem evren ezelidir hem de onun tanrısı vardır demiş, kimisi de evrenin hepsi değil de mini bir parçası ezelidir, evren o parça aracılığıyla büyümüş onun tanrısı da vardır demiştir. Bu çelişik anlatılardan da anlaşılacağı üzere, ateizme temel teşkil eden saçma evren teorileri, sağlam dayanaktan yoksun olup bu durum ateistlerin  tezlerinin de ilim ifade etmeyecek düzeyde zanni bilgilere dayandığına işaret etmektedir.

Modern ilme göre maddenin temel özellikleri, evrenin yaşına dair ilmî buluşlar ve keşifler, madde sıfat ilişkisi, madde hareket ilişkisi gibi daha birçok örnekler evrenin sonradan yaratıldığına ve onun bir yaratıcısının olduğuna işaret etmekte olup ateistlerin görüşlerinin zan basamağından öteye geçmediğini göstermektedir.

Yüce Allah’ın yarattığı evren, onun ilim, irade, kudret ve yaratma sıfatlarının ürünüdür. Bu sıfatların ürün üzerinde de gözlemlenmesi ve kanıtlanması mümkündür. Çünkü evrendeki muazzam düzen, tabiat kanunları, fizik, kimya ve biyoloji kanunları Yüce Allah’ın zatına ve sıfatlarına işaret eden belirtilerle doludur.

Bazı ateistlerin evreni meydana getirmek için tanrının insan kılığına girmesi gerekir demeleri, tanrının ilim ve iradesi bir arada bulunamaz demeleri sağlam dayanaktan yoksun iddialardır.

Termodinamiğin ikinci kanununu (entropi) ile ilgili örneklerle de evrenin başlangıcı ve sonunun olduğuna hükmedebiliriz. Bu bağlamda şunları söyleyebiliriz:

Asırlar önce yaratılan evrende hala sıcak ortamdan soğuk ortama doğru ısı akışı devam etmektedir. Günün birinde bu akış duracak, ısı denkleşmesi başlayacaktır. Şu ana kadar ısı denkleşmesinin olmaması evrenin sonradan yaratıldığının kanıtıdır. Çünkü evren ezeli olsaydı termodinamiğin ikinci kanununa göre şimdiye kadar evrende ısı denkleşmesinin çoktan gerçekleşmesi gerekirdi. Fakat bu gerçekleşme ilerleyen zamanlar içerisinde mutlaka olacaktır. Isı depolarındaki enerjinin tükenmesiyle evrende ısı denkleşmesi gerçekleşecek ve ısı ölümü başlayacaktır, bu ölüm de evrenin sonunu hazırlayacaktır. Birçok ateistin bilimsel verilerin etkisiyle eski inançlarından vazgeçerek teizme dönüş yapmaları, ateizmin sağlam temele dayanmadığının diğer bir göstergesidir.

Kısaca, ateistlerin Allah’ı inkâr etmek için ileri sürdükleri deliller, bazen eski din ve mitolojilerin asan, kesen, öldüren, yakan zararlı tanrı tiplemelerini etkisiz hale getirmek için dinlerden kaçış arka plânlı olarak üretilmiş, bazen batıl din ve felsefelerin yanlış tanrı veya iman algısına reaksiyon olarak üretilmiştir.

Ateizm’den kurtuluş İslâm’a yönelmekle mümkündür. Çünkü İslâm’ın çizdiği Allah motifinde tanrı adına insanları bu dünyada canlı canlı çarmıha germek yok, yakmak yok, merhametli tanrı vurgusu var, esirgeyen ve bağışlayan diğer bir ifadeyle Rahman ve Rahim olan Allah vardır.

Foto Galeri