HZ. İSA PARADİGMASI

HZ. İSA PARADİGMASI[1]


[1] Emrullah Fatiş, Hz. İsa Paradigması,   Eğitim Yayınları, 1. Baskı, Konya 2016, s.385-391.

Kur’an’ın çizdiği Hz. İsa tipinin daha iyi anlaşılabilmesi için, Kur’an dışındaki kaynakların çizdiği Hz. İsa tiplerini de inceleme alanımıza aldık. Kur’an dışındaki kaynakların çizdiği bazı İsa tiplerinin Kur’an’ın verileriyle uyuşmadığını gördük. Kur’anla uyuşmayan bu tür boyutların İslâmî literatüre sızmış olması nedeniyle, Kur’an ayetleri üzerinde tarihi süreç içinde birtakım yanlış yorumlar yapılmıştır. Bunda kuşkumuz yoktur. Yabancı dinlerin mitolojilerinin, halk öykülerinin, efsanelerinin çeşitli biçimlere sokularak tefsir ve hadis kitaplarına sızmış olması, Kur’an’ın İsa’sını yozlaştırarak onu tanımamızı güçleştirmektedir. Sahte İsa boyutlarının hakikî İsa boyutuymuş gibi anlaşılmasının önlenmesi için, Hz. İsa ile ilgili masalların, mitolojilerin, halk öykülerinin ve efsanelerin kökenlerini çok iyi tanımamız gerekmektedir. Kur’an’ın İsa’ sının masalların İsa’sından farkını daha iyi anlayabilmek için, Hz. İsa ile ilgili mitolojilerde malzeme olarak kullanılan diğer dinlerin mitolojilerini incelememiz neticesinde Hz. İsa ile ilgili yeni bir batıl inancın gelişmesine, eski bir batıl inancın etki ettiği kanaatine vardık. Hristiyanlar ve Yahudiler nazarında Hz. İsa nasıl anlaşılmış, milâttan önceki ve sonraki bazı dinlerin mitolojilerinin, Hz. İsa ile ilgili Hristiyan inançlarını nasıl etkilemiş olduğunu, bütün bunların araştırılmasından sonra, Hz. İsa ile ilgili birtakım batıl inançların geliştirildiğini gördük. Hz. İsa ile ilgili bazı inançlara temel teşkil eden bir takım batıl inançların M.Ö. 20.yüzyıla kadar inmesi, bu inançların çeşitli dinlerin mitolojileri arasında beslene beslene Hristiyanlığa kadar ulaşması, oradan da İslâm kaynaklarına kadar sızması bilinen bir gerçektir. Çeşitli Mitolojilerin etkisi neticesinde geliştirilen inançların başında Mehdi, Mesih, Deccal inançları gelmektedir. “Kutup ve Abdal” inançları da Mehdi inançlarının İslâm içinde daha değişik bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu inançların İslâm dini içerisine kadar sızdırılmış olmasında, siyasal çıkarların yatmakta olduğu kanaatindeyim. Siyasal fayda temini için efsaneler çeşitli kılıklara büründürülmüştür. Meselâ, beklenen Mehdi’nin sağlayacağı siyasal fayda bazen, Mehdi inançlarının bir çeşit yansıması olan “Kutup ve Abdallara” sağlattırılmıştır. “Kutup ve Abdalların” siyasal liderin kimliğini belirlemede etkin rol oynadığı görülmektedir. Batıl inançlar karşısında Kur’an’ın açık bir tavır aldığı gerçektir. Bu nedenle batıl inançlarla Kur’an’ın uzlaştırılması mümkün değildir. Batıl inançlar ister hadis kimliğine büründürülerek sunulsun, ister İslâm Tefsir kaynaklarına sokularak sunulsun, her ne şekilde sunulursa sunulsun Kur’an’dan onay alamaz. Kur’an da bu inançlar doğrultusunda yorumlanamaz.

Kur’an’ın şekillendirdiği İsa ile hurafelerin şekillendirdiği İsa çok farklı İsalardır. Çünkü sahte İsa boyutları mitolojik kaynaklardan beslenerek şekillenmiştir. Bu boyutların Kur’an’la bağlantısı yoktur. Hz. İsa hakkında Kur’an’la bağlantılı olarak şunları söyleyebiliriz:

  1. Hz. İsa babasız yaratıldığı için, Kur’an onun baba tarafından ilerleyen soy kütüğüne yer vermez, onun annesi Hz. Meryem kanalıyla ilerleyen soy kütüğüne yer verir ve Hz. Meryem’in soyunu Hz. İbrahim ve Hz. Nuh’a kadar götürür.
  2. Annesi tarafından Beytü’l-Makdis’in hizmetine verilen ve Hz. Zekeriya’nın himayesinde büyütülen Hz. Meryem’in, Beytü’l-Makdis’te yediği yemeklerin gökten indiğini, cennetten geldiğini, kanıtlayacak elimizde kesin bir delil yoktur. Bu nedenle Hz. Meryem’in gökten cennet yemekleriyle beslendiğine dair Kur’an’dan kesin bir hüküm çıkartamayacağımıza göre, bazı kerametler için bu tür rivayetleri temel alarak deliller getirmek kesin dayanaktan yoksun bir iddiadır.
  3. Hz. Meryem’in Beytü’l-Makdis’e hizmetçi olarak alınması, Kur’an’ın kadın haklarına çok önem verdiğine aşağıdaki yönleriyle işaret etmektedir:
  1. O tarihte var olan kadın erkek ayrımını reddederek sıradan bir hizmetçi kıza mescidde hizmetçi görevi verilmesi,
  2. Mescide bayan hizmetçi alınmamasına rağmen Hz. Meryem’in mescide alınması için mescit yöneticilerinin oy birliği ile karar vermeleri,
  3. Mescidin hizmetinde görev alacağı kararlaştırılmasına rağmen Hz. Meryem’in bakımı için kimsenin karşı çıkmayıp, onun bakımını seve seve üstlenmek istemeleri, hatta meseleyi kur’a yoluyla çözüme kavuşturmaları,
  4. Hayırsever kişilerin Hz. Meryeme yemek getirme yarışına girerek kadın hizmetçi, erkek hizmetçi ayrımı yapmamış olmaları yönündeki yorumu da buna ilâve edebiliriz.
  1. Hz. Meryem, Beytü’l-Makdis’in hizmetini yürüttüğü sırada Cebrail’den ve diğer meleklerden babasız çocuk dünyaya getireceği yönünde haberler alarak mucizevî doğuma yani nasıl babasız çocuk meydana getireceğine ısındırılmak istenmiştir.
  2. Hz. İsa’nın ana rahmine düşmesinde baba veya Cebrail gibi mucizevî yaratılışı bozacak vasıtalar etkili değil, doğrudan Yüce Allah’ın kudreti etkili olmuş, buna da Hz. Âdem’le Hz. İsa’nın yaratılışı arasındaki benzerlik örnek verilmiştir. Çünkü Hz. Âdem’in yaratılışında her hangi bir kişinin rolü olmamıştır. Hz. İsa’nın mucizevî yaratılışındaki temel özellik, Cebrailin üflemesi gibi, bir babanın devreye girmesi gibi vasıtalı yaratılış değil doğrudan Yüce Allah’ın kudret sıfatını kullanması neticesinde gerçekleşen vasıtasız bir yaratılıştır. Yüce Allah Hz. Âdem’i topraktan yarattığı gibi, Hz. Meryem’in ana rahmindeki toprak kökenli maddelerden de sperm yaratarak döllenmeyi sağlamış olabilir. Böylece Yüce Allah, günümüzdeki tüp bebeğin mümkün olduğunu Hz. Meryem’de örnekleyerek gelecek nesillerin bu örnekten yararlanabileceği mesajını vermiş olabilir.

Hz. İsa mucizevî bir şekilde Hz. Meryem’den doğmuştur. Cebrail’in Hz. Meryem’in değişik yerlerinden üflemesi neticesinde Hz. Meryem’in gebe kalmasına ilişkin rivayetler sağlam bir asla dayanmamaktadır.

  1. Hz. Meryem iffetli bir kadın olup, Hz. İsa annesinin iffetli bir kadın olduğunu çocukken mucizevî konuşmalarıyla ispatlamıştır.
  2. Hz. İsa, annesi Meryem’in himayesinde büyümüş, öğrenim görmüş, olgunluk yaşına ulaşınca kendisine peygamberlik görevi verilmiş, tebliğ görevini yerine getirmiş, peygamberliğinin doğruluğunu, gösterdiği mucizelerle ispatlamaya çalışmıştır. Hz. İsa’nın mucizelerini şöyle sıralayabiliriz:
  1. a-Ölüleri diriltmesi
  2. b-Alaca hastalığına yakalananları iyileştirmesi,
  3. c-Körlerin gözlerini açması,
  4. d-Evde saklanan bazı şeyleri haber vermesi,
  5. e-Hz. İsa’nın gökten sofra inmesi için duasına gelince, böyle bir sofranın inip inmediğini kesin olarak kanıtlayabileceğimiz netlikte Kur’an ayeti yoktur. Fakat bu konu ile ilgili ayette havarilerin gökten sofranın indirilmesini istedikleri kesindir; fakat bu istek yerine getirilmiş mi getirilmemiş mi? bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Çünkü sofra iner de inkâr devam ederse Allah’ın azabının şiddetleneceği kaydedilmektedir. Bu durumda havarilerin sofra isteğinden caymaları da düşünülebilir.
  1. Hz. İsa peygamberlik görevini yerine getirirken bir takım sıkıntılarla karşılaşmış, ona iman edenler olduğu gibi, inanmayıp onun gösterdiği mucizelere sihir diyerek inkâr edenler, hatta onu öldürmeye kalkışanlar bile olmuştur. Fakat Hz. İsa hakkında kötü plânlar kuranların bu plânları, inkârcıların Hz. Muhammed’e kurdukları plânlar gibi boşa çıkmıştır. Buna rağmen Hz. İsa’nın öldürüldüğüne ve haça gerildiğine dair yalan haberler yayılmıştır. Hristiyanlar arasında Hz. İsa’nın insanların günahlarına kefaret olarak haça gerilmesinin kabul görmesi, batıl bir iddia olup Kur’an bunu onaylamaz. Çünkü Kur’an suçlunun günahının suçsuza yüklenemeyeceğini kaydetmektedir. Kur’an, Hz. İsa’nın öldürülmediğini, haça gerilmediğini, düşmanlarının elinden kurtularak normal ölümle öldüğünü kaydetmektedir. Hz. İsa’ya inananlar ona o kadar bağlı kalmışlar ki, onların bu bağlılıklarının Hz. Peygamber’in ashabı tarafından da örnek alınması tavsiye edilmiştir. Hz. İsa’ya son derece bağlı bu imanlı grup, Hz. İsa’nın düşmanları tarafından öldürülmesine ve asılmasına büyük bir engel olarak düşünülebilir. Hz. İsa diğer peygamberler gibi normal ölüm kanunlarına tabi olup ölmüş, ruhu Allah’a yükselmiştir, onun ikinci kez kurtarıcı olarak gelmesi de söz konusu değildir.
  2. Hz. İsa’nın ikinci kez gelmesine ilişkin hayallerde geliştirilmiş olan Mehdi, Deccal, ric’at mitolojilerinin Hz. İsa ile ilişkisi, kesin dayanaktan yoksun bir iddia olup, bu iddiaların benzerleri milâttan önceki yıllardan beri değişik kişiler hakkında, çeşitli mitolojiler içerisinde yer almıştır. Bu tür mitolojiler çeşitli dinlerde, dinlerin yapılarına göre değişik şekillere sokularak dinlerin kendilerine özgü kutsallık boyalarıyla boyanmıştır. İçinde bulunduğumuz bilim ve teknoloji çağında bu tür mitolojilere ihtiyaç kalmamıştır. Hz. Peygamber’in gelecekle ilgili bilgisi, Kur’an’la sınırlı olduğundan, içinde Hz. İsa’ya rol veren Mehdi, Deccal gibi gelecekle ilgili efsanevî haberlerin Hz. Peygamber’e mal edilmesi delilsiz bir iddia olup bu iddiaların arkasında kişisel ve siyasal çıkarlar yatmaktadır. Kur’an’ın bu tür mitolojileri onaylaması mümkün değildir.
  3. Kur’an’ın haber vermediği geleceğe yönelik kıyamet bilgileri içerisinde Hz. İsa’ya rol verilmesi de kesin dayanaktan yoksun bir iddiadır. Meselâ; Kur’an’ın Ye’cuc-Me’cuc’unu alıp, altına bir sürü masal uydurup, bu masallar içerisinde de Hz. İsa’ya rol verip bütün bunları Hz. Peygamber’e dayandırmak, Kur’an’a bağlı olarak konuşan ve yaşayan Hz. Peygamber’i gerçek kimliğinden uzaklaştırmak demektir. Kur’an’ın bildirdiği kıyamet işaretleri evrenin kozmolojik yapısındaki bozulmalarla ilgilidir. Kur’an’a göre kıyamet ansızın gerçekleşecektir. Ansızın gerçekleşecek kıyamet içerisinde Hz. İsa’yı gökten indirip ona çeşitli roller vermek, Kur’an’ın kıyamet ansızın gelecek ifadesini boşa çıkarmak demektir. İnsanın aklını kullanarak evren üzerinde yapacağı araştırmalarla dünyanın her geçen gün ömrünün azalabileceğine dair kıyamet işaretleri bulması mümkündür. Fakat Hz. İsa’yı gökten indirip, yer yüzünde ne kadar kalacağı süreyi de söyleyip, sonra da kıyamet ansızın kopacak demek büyük bir çelişkidir. Üstelik bu sözlerin kaynağının Hz. Muhammed olduğunu söyleyerek, Kur’an’a bağlı olarak konuşan ve yaşayan bir peygamberi Kur’an’la uzlaşmaz bir konuma düşürmek olmaz mı? O hâlde Kur’an kıyamet ansızın kopacak, onun ne zaman kopacağını da kimse bilmez demesine rağmen, Hz. Peygamber’in Kur’an’a aykırı sözler söylemesi mümkün değildir.
  4. Hz. İsa, Yüce Allah tarafından gönderilmiş olan peygamberler halkasından birisidir. O, diğer peygamberler gibi Allah’ın kulu ve elçisidir. Tüm peygamberler Allah’a kulluk görevini yerine getirmişler, tevhid inancını savunmuşlardır. Beşer olma açısından Hz. İsa’nın diğer peygamberlerden farkı yoktur. Diğer peygamberlerde görüldüğü gibi Hz. İsa da şeytanın azdırmasından etkilenmemiştir. Hz. İsa, tevhid inancına bağlı, namaz kılan ve zekat veren bir peygamberdir.
  5. Hz. İsa’nın babasız yaratılması, Hz. Âdem’in hem anasız hem de babasız yaratılması, Yüce Allah’ın kudretinin sayısız örneklerinden sadece birkaçıdır. Bu peygamberlerin analı babalı insanlara göre farklı yaratılışları, onların insanüstü varlıklar olduğu sonucuna götürmez. Kur’an, kişileri ilâhlaştırarak, ilâhların sayısını üçe çıkaranları da reddeder. Hz. Muhammed’in çağdaşı bazı Araplar arasında görülen, Allah, Meryem, İsa şeklindeki üçlü tanrı anlayışları batıldır. Günümüz Hristiyanları arasında böyle bir anlayışın taraftarlarının kalmadığına ilişkin haberler sevindiricidir. Allah’ı üç parçaya ayırarak, Allah’ın bir parçası dışarda, bir parçası Hz. İsa’nın içine girdi saklandı, bir parçası da Kutsal Ruh’tur diyerek bunların üçü bir Allah’tır demek de batıldır. Kur’an parçalara ayırma suretiyle düşünülen Allah tasavvurlarını da reddetmektedir. Allah’ın biyolojik anlamda bir oğlunun olduğu yönündeki Hristiyanlık anlayışının günümüzde taraftarları kalmamışsa da Allah’ı kısımlara ayırarak, bu kısımlardan kimini İsa’ya verip, kimini Allah’ta bırakıp, kimini de Allah’la İsa arasında gidip gelen bir şey gibi düşünen günümüz Hristiyanlarının bu üç parçanın hepsine birden tek Allah demeleri de Allah’ın biyolojik anlamda oğlu olduğunu savunanların düştüğü batıl inancın bir çeşididir. Bu yüzden de Kur’an, Allah’ı parçalara ayıranları eleştirmektedir. Hz. İsa ne Allah, ne de Allah’tan bir parça taşımaktadır. Her şeyden önce Hz. İsa insandır ve Allah’ın elçisidir.

Yaptığımız araştırma ve incelemelerle imkânlarımız ölçüsünde doğruları tesbit etmeye çalıştık. Doğrusunu en iyi bilen Yüce Rabb’imizden kusurlarımızın bağışlanmasını diliyoruz. 

Foto Galeri